Gaggenau
[common.previous]

Kahve bir kültürdür.

Kahve bir kültürdür.

Kahve bir kültürdür.

[common.next]

Kahve bir içecekten fazlasıdır. Sabahın yedisinde uyanmanızı
sağlamanın da ötesinde; yemek ve sanat gibi, insanlığın
kazanımlarından biridir. Bunu en iyi Kuzeyin insanları anlar.

İskandinavlar doğaya karşı son derece hassas yaklaşımlarıyla bilinirler. Doğaya saygı duyarlar ve İskandinav tarzı “Yeni Kuzey Mutfağı”, doğal ürünlerin özenle kullanımına yoğunlaşır. Aynı şey kahve için de geçerlidir. İskandinav kahve kültürü, kahve çekirdeklerinin kendi aromalarını ortaya çıkarmalarını sağlayacak şekilde hafif kavurma alışkanlıklarıyla öne çıkar. Bir bardak kahvede toprağı, dağların yüksekliğini, güneşi, rüzgarı ve yağmuru tadabilirsiniz. Bu nedenle İskandinavlar, latte ve cappuccino’dan başlayıp taze pişirilmiş kahvelere kadar uzanan yeni kahve kültürünü önemli ölçüde etkilemiştir. Bu kahve cennetinde gerçekten güzel bir kahve bulmanın yolunu öğrenmek üzere üç genç yıldızla görüştük.

Usta
Tim Wendelboe

Norveç’in başkenti Oslo’da, şehir merkezine oldukça yakın Grüners Gate’in sessiz bir köşesinde, kapının hemen yanındaki tabeladan da anlaşılacağı üzere Tim Wendelboe'un “espresso barı, okulu ve pişiricisi” yer alıyor. Mekan bir mağazanın üretim bölümünü andırıyor. Bir uçta tahta bir bar ve üç sandalye var. Odadaki en ilgi çekici şey ise gürültülü devasa pişirici; konuklara buranın çalışan bir pişirici olduğunu belli ediyor. Bu sabah pişirme, çekirdekleri paketleme ve konuklara kahve servisi yapma işini beş kişi üstlenmiş. Wendelboe da ekibi gibi siyah pantolon ve beyaz bir gömlek giyiyor. Gürültü için özür diledikten sonra yakında pişiriciyi kafeden ayıracağını belirtiyor. Bu girişimi hayata geçirdiğinde, yanında pasta, gazete veya bir yanda çalan caz müzik olmayan, bu kadar gürültülü ve basit bir pişiricinin bu kadar ilgi çekeceğini hiç tahmin etmemiş. Buna karşın mekan hayli ilgi çekmiş; hatta yalnızca Osla’dan değil, dünyanın dört bir yanından kahve severleri bu mütevazı dükkana çekmeyi başarmış.

Tim Wendelboe doğma büyüme Norveçli. 37 yaşında olmasına rağmen daha genç görünüyor ancak net tavırları daha yaşlı, iyi eğitimli bir garsonu veya şarap garsonunu andırıyor. Aslında dünyanın dört bir yanında, yeni kalite standartları belirlemeyi amaçlayan dünyanın dört bir yanındaki yenilikçi restoranlara kahve sağlayarak, bu iki iş kolunun üyeleriyle yakından çalışıyor. Bu ihtiraslarının haricinde Tim Wendelboe'nun işi hiç de gösterişli değil. O her zamanki mütevazı tavrıyla şöyle diyor: “İşim, ürünümüzün kalitesini iyileştirmek, kahve ise üzerinde çalışmak için son derece keyifli bir ürün. Hâlâ Taş Devrindeyiz diyemem elbette, ancak bu alanda yapılacak daha çok şey var. Gerçekten büyük bir fark yaratabilirsiniz. Sürecin her kısmını iyileştirebilir ve çok daha iyi bir şey ortaya çıkarabilirsiniz.” Tim Wendelboe’nun tüm kahveleri en sevdiği yerlerden özenle elde ediliyor. Tedarik felsefesi öncelikle kalite, izlenebilirlik, yenilik ve sosyal sorumluluğa dayanıyor.

• Peki, bir kahveyi iyi yapan şey nedir?

“İlk olarak malzemeler iyi olacak, su yumuşak olacak ve kahve çekirdekleri güzel olacak. Ayrıca o şaşaalı ekipmanlara da ihtiyacınız yok. Bir demlik ve öğütücü yeterli. Suyun yumuşak olması gerekiyor çünkü kalsiyum kahve asidini nötrlüyor,” diye açıklıyor Wendelboe.

• Bir kahvenin iyi olup olmadığını nereden anlarsınız?

“İyi bir kahve vücut sıcaklığında servis edildiğinde çok lezzetli olur. Kötü kahvenin tadı soğudukça kötüleşir. Tadını kaybeder ve acılaşır.”

Wendelboe kahve zincirinin hemen hemen tüm aşamalarında çalışmış; işe kahve servis ederek başlamış ancak bugün kahve çekirdeği toplamakla uğraşıyor daha çok. 18 yaşındayken, liseyi bitirmiş genç bir adammış. Çalışması gerektiğinden, geçmişi 1895’lere kadar dayanan ve yıllardır bir aile tarafından işletilen kahve firması Stockfleths’te iş bulmuş. Şirket 1990’larda, o zamanlar yeni bir akım olan, özel kahveler ve latte’ler sunan espresso makineli kafelere yönelmeye başlamış. İşe barista olarak başlayan Wendelboe bu işte ne kadar iyi olduğunu ispatlamış. 2001'de Norveç Barista Şampiyonu olmuş ve 2004'te Dünya Barista Şampiyonu ilan edilmiş. Bu deneyimi, kariyerinin dönüm noktası olarak nitelendiriyor: “İşte o zaman kendimi bu işe tümüyle kaptırmıştım. O zaman yarışmayı ve kazanmayı sevdiğimi anladım. Rekabet etmeyi seven bir doğam var.”

Bundan sonra kendi küçük kahve imparatorluğunu kurma planlarını devreye sokmuş. Serbest projeler ve danışmanlık yapmaya başlamış, 2007'de ise o zamanlar “Tim Wendelboe” olarak adlandırdığı yeni işini planlamaya başlamış. “Seminer düzenlemek için bir yere ihtiyacım vardı, bu nedenle projeyi planlamaya başladım. İlk başta amacım bir pişirme ve sergileme alanı oluşturmaktı, ancak her şey bir anda gelişti ve burası bir kafe olarak da ünlendi.” İşletme, büyük oyuncularla karşılaştırıldığında hâlâ son derece küçük. Tim Wendelboe her yıl piyasaya 30 ton kahve satıyor. Norveç'in en büyük üreticisinin yıllık satış miktarı ise 18.000 ton. Ancak Wendelboe bu durumu hiç umursamıyor. “Para kazanmak isteseydim kahve dükkanı açmazdım,” diyor.

• Kahve kültürü bir trend mi?

“30 yılı aşkın süredir bir trend, bu nedenle aslında trend olma aşamasını çoktan geçtik. İyi kahvenin tadı kalıcıdır. Bize sunulan kahvenin kalitesi de gün geçtikçe daha iyiye gidiyor. En iyisi de çoğu kişi satın alıp tüketebiliyor. İçtikçe sarhoş da olmuyorsunuz. Güzel bir yemeği andırıyor. Bu gelişmede İnternet de önemli bir rol üstlendi. İnsanlar seyahat ediyor, blog’lar yazıyor, internetten kahve satın alıyor...”

• Nesille ilgili bir şey mi bu?

“Evet, aynen öyle. Her şeyi hazır almaya alışarak büyüdük; hazır yemek, hazır çorba, hazır kahve... İşin doğrusu bundan da sıkılmaya başladık. Bu nedenle daha iyisini elde etmek istedik: yerel olarak üretilen malzemelerden elde edilen güzel yiyecek ve içecekler.”

Wendelboe, işini kurduğu dönemde kahve çekirdeğinin sırlarını öğrenmek için Kolombiya'ya seyahat etmeye başlamış. Orada yetenekli bir yerel çiftçi ile, Don Elias'la tanışmış. Bu çiftçiden şöyle bahsediyor Wendelboe: “İşleri farklı şekilde yapmak isteyen dürüst, çalışkan bir adamdı.” Elias’tan bir miktar arazi alıp birlikte bir şirket kurmuşlar ve 2015’te de bu araziye kahve ağaçları dikmeye başlamışlar.

• Projenin altında yatan fikir neydi?

“Kahveyi organik olarak yetiştirmek için toprağın biyolojisinden yararlanmak istedim. Gübreye ihtiyacınız yok; toprağın dengesini anlamanız ve toprakta doğru mikro organizmaların bulunması yeterli. Doğa Ana bunu milyonlarca yıldır yapıyor.”

• Peki plan işe yaradı mı?

“Ağaçlardan ürün alabilmeniz için iki veya üç yıl geçmesi gerekiyor. Ardından El Niño patlak verdi ve kuraklık yüzünden tüm ağaçlarımız öldü. Yeniden üretim yapmaya başlamamız için biraz zaman geçecek ancak katlandığımız bunca zahmete değecek. Kaliteyi çok daha yukarı çekmek son derece kolay bir iş. Doğru kahve meyvelerinin olgunlaşmasına izin vermeniz ve standartlaştırma yerine kaliteye odaklanmanız yeterli. Kurutma süreci için ise, kahveyi altı gün yerine iki haftaya kadar yayabilirsiniz. Ne kadar uzun zamana yayarsanız o kadar doygun bir lezzet elde ediyorsunuz.”

Wendelboe kahve çiftliğini, kahve yetiştirmeyi endüstriyelleştirmenin neden olduğu felaketten kurtarmak üzere yollar arayan bir hareketin parçası, yani bir laboratuvar ortamı olarak görüyor. Çözümün bir parçası ise mevcut ürünleri yeniden canlandırmak. “Panama’da muhteşem Geisha kahvesini yeniden keşfettiler,” diyor Wendelboe. “Böyle şeyler hep oluyor. Yeni çeşitler ortaya çıkıyor. Endüstriyel üreticiler topraklarını mahvetti, bu nedenle yeni bir şey yapılması gerekiyor. Melezleme ile yeni kahve çeşitleri, kahve yapmak için yeni yollar bulmamız gerekiyor.”

• En iyi çekirdekler nereden geliyor?

“Benim favorim elle toplanan ve toplama sırasında sınıflandırılan Kenya kahvesi. İyi çekirdekleri kötülerden ayırma konusunda çok iyiler. Buna karşın dünyanın herhangi bir yerinde iyi kahve bulabilirsiniz. İyi bir çiftlik bile kötü kahve üretebilir, tabii bunun tersi de geçerli.”

• Dünyanın en iyi kahvesi hangisi?

“Bu son derece öznel bir değerlendirme olacak ama kişisel olarak kahve çiftliğini ziyaret ettiğimde çiftlikte üretilen kahveyi içmekten büyük keyif alıyorum. Tatlı, iyi demlenmiş, iyi hazırlanmış bir kahve. Çekirdeklerin tatlı olması, aromasından daha önemli.”

Röportaj: Nikolai Lang-Jensen

www.timwendelboe.no

“Biz biraz daha farklı bir yöntem kullanıyoruz; üreticiler, ihracatçılar ve tedarik hatları ile yakın ilişkiler kuruyoruz.”

Sürdürülebilir Mükemmeliyetçi
Anette Moldvaer

Londra’da East End’de ödüllü kahve pişirici Square Mile’ın kurucu ortaklarından Norveçli Anette Moldvaer, iyi bir kahve yapmak için izlenmesi gereken birkaç basit kural olduğunu düşünüyor. “Her şeyin birlikte yürümesi gerekiyor,” diye kesin bir dille açıklıyor. “Yani demek istediğim; üreten çiftçiden pişiriciye ve oradan da evinde veya bir kahvede kahveyi hazırlayan kişiye kadar uzanan bir özen zinciri.” Taze çekilmiş kahve ve yumuşak su çok önemli. Moldvaer, düşük kaliteli çekirdeklerin pişirme veya hazırlama ile daha iyi hale getirilemeyeceği konusunda ısrar ediyor. “Diğer yandan,” diyor ve ekliyor, “en iyi kahveyi alıp onu berbat edebilirsiniz.” O sırada eline son derece büyük, sade filtre kahve ile dolu bir kupa alıyor. Şeker veya süt kullanmıyor. “Kahvenin tadını almayı seviyorum,” diyor.

Square Mile'da, kahve her zaman bir bardak su ile servis ediliyor. Moldvaer, “Kafein insanı susatabiliyor,” diye açıklıyor bu durumu. “Süt ekleyecekseniz, kaynatılmış olmamalı, yoksa kahvenin tadı krema gibi olur.” Moldvaer'in kahve tutkusunu anlamak için Norveçli olduğunu, kahve ve İskandinav kahve kültürünün DNA'sına işlediğini bilmeniz yeterli. Moldvaer, “Norveç'te birlikte kahve içmek son derece önemli bir sosyal gelenektir,” diyor. “İster büyük annenizi ziyaret edin, ister arkadaşlarınızla havadan sudan konuşuyor olun, sorulan ilk soru ‘Kahve ister misin?’ olur.” Norveç’in Trondheim şehrinde 1977 yılında doğan Moldvaer üniversitede drama ve sahne sanatları okumuş. “Okuduğum bölüm eğlenceliydi aslında ama devam etmek istemedim,” diyor. Okurken barista olarak çalışmış, 13 yıl önce Londra'ya taşındığında bir yeşil kahve ithalatçısı için çalışmaya başlamış. O günleri şöyle anlatıyor: “Her şeyi ben yapıyordum, laboratuvarlarını yönetiyordum, numuneleri pişiriyordum ve karışım oluşturma, kahve tatma gibi konuları öğreniyordum.” Moldvaer tüm bunların yanında şirketin Kahve Okulu'nda öğretmenlik yapıyor. “Dört yıl boyunca bunların tümünü yaptım. Ardından bunun benim için bir kariyer fırsatı olabileceğini gördüm, ardından söylediğimi yapmaya karar verdim.”

2007’de Moldvaer ve ortağı James Hoffmann, Square Mile’ı kurmuş ve bir yıl içinde de faaliyete geçirmişler. Bugün 17 çalışanı var ve çok sayıda bağımsız kahve dükkanına kahve sağlıyor. “Anlatılacak o kadar çok şey var ki... İnternet üzerinden dünyanın dört bir yanına kahve gönderiyoruz,” diyor. Sıradan bir günde, satın almayı düşündüğü kahveleri deniyor, nakliye ve stok hazırlama ile ilgili lojistik konuları hallediyor ve üreticiler ile ihracatçıları ziyaret ediyor.

İşinin önemli bir kısmını seyahatler oluşturuyor. “Yeni kaynaklar bulmak ve kötü ekonomilere yardımcı olmak için kahveyi kullanmak benim için heyecan verici ve önemli,” diyor Moldvaer. Üretici ülkelerde fiyatların son derece değişken ve çok düşük olduğunu da sözlerine ekliyor. “Çiftçiler yeterince para kazanamıyor.” İklim değişikliği ise son derece önemli bir sorun. Yeni mantar ve böcek türleri hayatta kalıyor ve yağmur düzenleri değişiyor. “Uygun fiyatı ödeyerek çiftçilerin çiftliklerini iyileştirmelerine, yeni toprak satın almalarına, eğitim ve sağlığa para ayırmalarına yardımcı oluyoruz,” diyor. Square Mile, Adil Ticaret Hareketini (Fairtrade) benimsememeyi tercih etmiş. “Biz biraz daha farklı bir yöntem kullanıyoruz; üreticiler, ihracatçılar ve tedarik hatları ile yakın ilişkiler kuruyoruz. Daha fazla ücret ödüyoruz, çiftçiler ise bize güvenebileceklerini biliyor. Bu da yaptığımız işi değerli kılıyor,” diye açıklıyor.

Özellikle beğendiği bir kahve çekirdeği var mı? 2014’te ilk kitabı Coffee Obsession’ı (Kahve Takıntısı) yayımlanan Moldvaer muzip bir tavırla gülümsüyor. “Bu, hangi çocuğunuzu en çok sevdiğinizi sormak gibi bir şey. Kenya'yı seviyorum, ama Kosta Rika, Guatemala, Etiyopya'yı da seviyorum. Diğer ülkelerden az miktarda satın alıyoruz. Güzel kısmı ise hasat zamanları değiştiği için nakliye süreleri de değişiyor. Bu şekilde iki ay boyunca en sevdiğim kahveyi içiyorum, ardından yeni bir ülkenin kahvesi geliyor, en sevdiğim kahve o oluyor. Buna eşitlikçi kayırma diyorum,” diye açıklıyor.

Anette Moldvaer’in tutkularından biri de Londra’yı yeniden ünlü kahve duraklarından biri haline getirmek. Aslında Londra'da kafe kültürü yeni bir şey değil. 1652’de Pasqua Rosée adlı Yunan bir garson, Türkiye’den yeni bir içecek alıp Londra Şehri’nde bir dükkana getiriyor; işte bu dükkan hâlâ Square Mile olarak biliniyor. İçecek bir günde fırtına gibi esiyor. Yıllar içinde Londra’da 3000'den fazla kahve dükkanı açılıyor. 18. yüzyılın ortasında ise İngilizler çaya merak salıyor. “Çayı da çok seviyorum. Sürekli çay içiyorum,” diyor Moldvaer. “Hem çay hem de kahve uygun fiyatlı, küçük lüksler.”

Metin: Josephine Grever

www.squaremileblog.com

“Biz biraz daha farklı bir yöntem kullanıyoruz; üreticiler, ihracatçılar ve tedarik hatları ile yakın ilişkiler kuruyoruz.”

Meraklı Yarışmacı
Patrik Rolf Karlsson

Patrik Rolf Karlsson Kopenhag’da yaşıyor, ancak aslen İsveçli. Onunla dünyaca ünlü restoran NOMA'nın en son ürünü, kahve dükkanı ve şarap barı 108 bistro'da buluşuyoruz. Bistro, Karlsson'un April adını verdiği kahve pişiricisi ile aynı renkli liman bölgesini paylaşıyor. Karlsson kısa sakallı, kıvırcık saçlı, sakin tavırlı, son derece sade ancak keskin bir moda anlayışına sahip biri. İngilizceyi ana dili gibi konuşuyor ve yalnızca 26 yaşında olmasına karşın son derece deneyimli bir profesyonel izlenimi uyandırıyor.

El Salvador'dan gelen çekirdeklerle yapılmış son derece lezzetli bir espresso ikram ediliyor. Karlsson filtre kahve içiyor ve aslında çok fazla kahve içmediğini itiraf ediyor. Belki günde bir bardak, ancak kahvenin en iyi kalitede olması için gün içerisinde küçük fincanlarda sürekli kahve tadıyor. Pişiricisinin geleceği ile ilgili son derece net bir vizyonu var: “April, kahve pişirme yöntemlerimiz için yeni bir standart oluşturmak için var. Çok ama çok iyi kahve pişirmek için bir yol bulmak istiyorum.”

Kahve, Patrik Rolf Karlsson için oldukça olgun bir seçim olmuş. Girişimcilik deneyiminin yanında, köklü şirketlerde yenilik ve yetenek geliştirme alanlarında çalışmış. Ardından İsveç Göteburg’da “da Matteo” adlı pişiricinin sahibi Matts W. Johansson ile tanışmış; Karlsson onu hocası olarak görüyor. da Matteo'da, bir avuç yeşil çekirdekten güzel bir şekilde sunulan bir fincan kahveye kadar giden tüm adımları öğrenerek, her şeye sıfırdan başlamış.

Karlsson bu işe altı yıl önce girdiğinde büyük bir iş potansiyeli görmüş: “Bu işte gerçekten bir fark yaratabileceğimi gördüm ve her şey daha yeni başlıyor. Tüm pazarlama zinciri ile birlikte üretebileceğimi ve çalışabileceğimi görmek ilgimi çekti. Çok farklı olanaklarla çalışma ve ürününüzü vizyonunuza göre şekillendirme özgürlüğünüz var.” da Matteo'da dört yıl geçirdikten sonra Berlin'deki ünlü Five Elephants kahve pişiricisinde çalışmak üzere İsveç'ten ayrılmış. Burada Pişirme Bölümü Müdürü olmuş ve modern kahve pişirme kavramını yeniden şekillendirme vizyonu doğrultusunda yeni ve yenilikçi yöntemler bulmak üzere çalışmaya başlamış. 2016'nın ikinci yarısında Kopenhag'da April adını verdiği kendi pişiricisini açmış ve geçtiğimiz yıl boyunca uluslararası kahve festivallerinde konuşmalar ve danışmanlık yapmış.

Başarısının sırrını paylaşmakta bir sakınca görmüyor: “İki şey var: Her şeyde olduğu gibi, en tepede olmak için herkesten daha çok çalışmanız gerekiyor. Kahve yapmak büyük bir sistem, bu nedenle sürece tam olarak hakim olmalı, tüm ayrıntılara dikkat etmelisiniz.” Bununla birlikte son derece eşsiz bir şey yapıyor. “Sektörde sayısız gizem var,” diyor. “Benim gibi düşünen kişilerle bildiklerimi paylaşmaktan çekinmiyorum. Bu şekilde ben de bir şeyler öğreniyorum.” Yeni teknolojilerle pişirme sürecini iyileştirmek için birçok fırsat görüyor. “Örneğin nem, sıcaklık gibi değerleri ölçmeye başladık, bu şekilde ne yaptığımızı görebiliyor ve yaptıklarımız ile ilgili daha fazla bilgi edinebiliyoruz.”

Patrik Rolf Karlsson’ın izlediği son derece katı gelenekler var. Normalde, sabah 6’dan akşam 6’ya kadar çalışan pişiricisine gitmek için sabah 5’te kalkıyor. “Birçok insan bir işletmeye sahip olmayı son derece romantik buluyor olabilir ancak buraya oturup kontrol ekranına gözlerinizi diktiğinizde kendinizi oldukça yalnız hissedebiliyorsunuz.” Dünyanın dört bir yanında yoğun talep gören bir kahve pişirme tekniği geliştirmeyi başarmış. Kahvesini bu kadar özel yapan şey nedir? “İlk olarak çok iyi bir yeşil çekirdeğe ihtiyacınız var. Kötü bir yeşil çekirdekten iyi bir şey elde edemezsiniz. Pişirme sürecinde yaptığım en önemli şey yaklaşımı kişiselleştirmek. Her çekirdek farklıdır; bu nedenle her birini pişirmek için farklı yöntemler ve binlerce farklı yaklaşım var.”

Uzmanımız için harika kahve yapmanın sunduğu benzersiz deneyimin ayrıntılarına dikkat etmek yeterli. Bu, genel olarak kahve kültüründe görülen bütüncül bakış açısının bir parçası. “Mükemmel kahve yoktur, yalnızca farklı kişilere uygun farklı kahveler vardır,” diye açıklıyor. Ona göre, mükemmel kahve dükkanı için izlenebilecek tek bir yol yok. “Burada önemli olan, sahibinin vizyonunu yansıtan bir deneyim sunmak,” diyor. “Kahve kültürü genel olarak deneyimi tekdüzleştiren birkaç büyük kahve şirketi tarafından tanımlanıyor. Şanslıyız ki, bugünlerde dünyanın dört bir yanında iyi kahve sunan, küçük ancak seçkin yerler bulmak mümkün.”

Karlsson'a göre Viyana, Venedik veya İstanbul'dan ibaret olduğunu düşündüğümüz geleneksel kahve kültürü, şu anda gerçekleşenlerin bir ön koşulu. “Geleneksel kahve inanılmaz,” diyor. “İlk olarak hiç beğenmiyordum ancak Matts, daha önce olan biten her şeyi anlamama yardımcı oldu. Geleneksel bir kahve kültürü var ve bu çok önemli, ancak ilerlemek, yenilik yapmak ve geleneği dönüştürmeniz gerekiyor.”

Bir şeyi yapmak için her zaman daha iyi bir yol vardır.

Metin: Nikolai Lang-Jensen

www.aprilcoffeeroasters.com

“Kahve yapmak büyük bir sistem, bu nedenle sürece tam olarak hakim olmalı, tüm ayrıntılara dikkat etmelisiniz.”

Daha fazla içerik: Mutfak Lezzetleri ve Şarap

  • Kahve bir kültürdür

    Devamı
  • Ateşle oynamak.

    Daha Fazla
  • Yeni Sezonlar.

    Daha fazlası
  • Doğanın
    Ruhundan.

    Devamı
  • Toprağın lezzeti.

    Devamı
  • Şarap yapımının
    "çılgın çocuğu"

    Devamı
  • Gerçek
    yıldızların içkisi.

    Devamı
  • Dünyanın en iyi
    ve yeni şarap barları.

    Devamı
  • Lezzet ve
    duyguyla yapılan deneyler.

    Devamı
  • Hayatın
    tuzu.

    Devamı
  • Ocağın
    arkasındaki iblis

    Devamı
  • Norveç'in tadı
    böyle.

    Devamı
Önceki 1 12 Sonraki